Türk edebiyatının ilk edebi romanı olan “İntibah” ve sahnelenen ilk tiyatro eseri olan “Vatan yahut Silistre” gibi edebiyatımızda ilklerin sahibi olan “Vatan Şairi” Namık Kemal’in torunu, şair ve yazar Ali Ekrem Bolayır’ın oğlu olan Mehmet Kemal Cezmi’nin trajik hayat öyküsünden bahsedeceğiz.
Ali Ekrem Bey ve Celile Hanım’ın 1896 yılında bir oğulları olur. Çocuğun adını Mehmet Kemal Cezmi koyarlar, “Cezmi” adı Namık Kemal’in aynı adlı romanından gelmektedir. Beşiktaş’ta doğan Cezmi çocukluğunda pek çok hastalık geçirir, bunlardan bazılarının fiziken ve ruhen bazı izler bıraktığı zannedilmektedir.
6 yaşından itibaren müzik dersleri almaya başlayan Cezmi’nin müziğe karşı büyük bir yeteneği vardır. Aynı zamanda evde özel hocalardan Fransızca dersleri de almaktadır. Önce Beyoğlu’nda bir Fransız okuluna gönderilen Cezmi, 2 yıl sonra Saint Joseph’e geçer. Bu sırada ailesi, babasının devlet görevi nedeniyle yurtdışına çıkar fakat Cezmi İstanbul’da kalıp eğitimine devam eder. Ailesinin yurtdışında olduğu bu dönemde Cezmi’nin derslerini biraz boşladığı ve babasını kızdıracak davranışlarda bulunduğu aralarındaki mektuplaşmalardan anlaşılmaktadır. 2 yıl süren Saint Joseph döneminin ardından babası onu Lozan’da yatılı bir okula gönderse de burada ancak 5 ay kalabilir ve İstanbul’a dönerek eğitimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlar. Okul bittikten sonra Anadolu Şimendifer Kumpanyası’nda işe başlayan Cezmi’nin yine babasının mektuplarından anlaşılacağı üzere iş yaşamında başarılı olamadığı anlaşılmaktadır.
Servet-i Fünun’da çıkan bir yazıda Cezmi, fiziksel görünüm itibarıyla uzun boylu, geniş omuzlu, irice gövdeli, elleri ayakları büyük, fakat gayet mütenasip; pembe çehreli, koyu mavi gözlü, çekme burunlu, alnı yüksek ve büyük, ağzı büyücek, sarı bıyıklı bir genç olarak betimlenir. Edebiyata meraklı olan Cezmi, özellikle aldığı eğitim dolayısıyla Fransız edebiyatına son derece hakimdir, yayımlanmamış 20-30 kadar şiiri ve yarın kalmış bir tiyatro oyunu olduğu bilinse de bunlar bulunamamıştır. Ama müziğe olan yeteneği ve ilgisi edebiyatın çok ilerisindedir. Müziğe olan bu ilgisi fotoğraflarında da görülmekte ve elinde çoğunlukla kemanı bulunmaktadır.

(Yukarıdaki fotoğrafta, en üst rafta sol tarafta bulunan fotoğraf Namık Kemal’e, onun yanındaki fotoğraf Namık Kemal’in babası Yenişehirli Mustafa Asım Bey’e, orta raf sağ tarafta bulunan fotoğraf Ali Ekrem Bolayır’a, en alt rafta bulunan fotoğraf ise aynısını altta göreceğiniz gibi Cezmi’ye aittir. Yazıda paylaşılan fotoğrafların orijinalleri arşivimizde bulunmaktadır.)

Cezmi, müziğe olan bu ilgisi dolayısıyla 12 yaşından itibaren Belçikalı bir kadın müzik hocasından ders almaya başlar. Büyükada’da oturan ve evli olan müzik hocasıyla olan ilişkisi yıllar içinde bir gönül ilişkisine dönüşür. Aralarındaki mektuplaşmalar incelendiğinde bu romantik ilişkinin izleri görülmektedir. Bu yasak aşkın imkansızlığı Cezmi’yi büyük bir bunalıma sürükler. 4 Mart 1917 tarihinde, eniştesi Menemenlizade Rıfat Bey’e ait Şişli’deki evde, ona ait tabancayla intihar eder. İlk müdahaleyi yakında oturan Doktor Aristidi Paşa yapar ve Cezmi yaralı olarak Hamidiye Etfal Hastanesine kaldırılır. Fakat, sağ şakağı ile sağ kaşı arasından giren kurşun ölümcül bir yaraya sebep olur ve Cezmi tüm çabalara rağmen 6 Mart 1917’de hayatını kaybeder.
Cezmi’nin trajik ölümü devrin gazetelerine haber olur. Tasvir-i Efkar gazetesinde çıkan haberde Cezmi’nin çok başarılı bir genç olduğundan ve vatanın ondan çok şey beklediğinden bahsedilmiş ve intihar nedeninin müzik öğretmeniyle olan ilişkisinin ailesi tarafından onaylanmaması olduğu yazılmıştır. Her ne kadar Ali Ekrem Bey yazıyı tekzip edip bu ilişkiyi yalanlasa da 1918 yılında yazdığı bir şiirdeki şu bölüm; Yavrum Cezmi, görün bana bir kerecik güleyim, seni câna çekeyim de seve, seve öleyim; Ah o tatlı bakışınla gel gir yine kalbime, Yanık, yanık söylen fakat sakın öldüm ben deme: Sen ölmedin, ölemezsin korkunç rüya gördüm ben, Her gün benim yanımdasın, tutuyorum elinden, Okşuyorum saçlarını, öpüyorum alnını… Katil olsam gebertirim ben o mel’un kadını! intihar sebebinin bu ilişki olduğunu doğrulamıştır.
Cezmi’nin ölümü üzerine sadece babası Ali Ekrem Bey değil, Abdülhak Hamid Tarhan ve Mithat Cemal Kuntay gibi şair ve yazarlar da şiirler ve yazılar yazmışlardır. Namık Kemal’in torunu olması dolayısıyla kendisinden çok şeyler beklenen ve “Vatanın ümidi” olarak görülen Cezmi belki de bu büyük beklentiler altında ezilmiş ve girdiği buhrandan çıkış yolu olarak sadece intiharı düşünebilmiştir.



